Günümüz dünyasında sık sık karşılaştığımız bir gerçek var: Kötülük, hırs, yıkım ve sahte parıltılar, insan ruhunun en karanlık köşelerinde filizlenebiliyor. Bazı ruhlar savaştan besleniyor; kimileri sınırsız para hırsıyla, kimileri de sahte şöhretin geçici ışıltısıyla kendini avutuyor. Yalan hayatların üzerine kurulan sahte başarılar, ne yazık ki toplumların bir kısmı tarafından alkışlanabiliyor. Oysa insanlık, özü itibarıyla çok daha yüce bir potansiyele sahip. Bu potansiyel; yıkmayan, tüketmeyen, aksine üreten, çalışan, değer katan ve yaşadığı dünyayı iyileştirmeye çabalayan insanlarda hayat buluyor.
Gerçek insanlık, gösteriş için değil; kalpten gelen bir sorumluluk duygusuyla iyiliği seçenlerde saklıdır. İnsan olmayı hak eden, bilmem hangi ülkenin hangi köşesinde açlıkla boğuşan bir çocuğa bir tas yemek ulaştırabilen kişidir. Tıpkı Yeryüzü Doktorları gibi, sınırları aşarak bir hastanın elini tutan, bir annenin umudunu tazeleyen, bir çocuğun yaşamını geri kazandıran yürekli insanlar gibi…
Görme yetisini kaybetmiş birine tekrar ışık sağlamak; yalnızca bir tıbbi başarı değil, başka bir insanın karanlığına fener tutabilmektir. Gönüllü bir Veteriner’in hasta bir hayvanı tedavi etmesi, ayağı kopmuş bir köpeğe tekerlekli bir protez hazırlaması, yaşam hakkına duyduğu derin saygının bir göstergesidir. Çünkü insanlık yalnızca insana değil, tüm canlılara gösterilen merhametle anlam kazanır.
Geri kalmış ülkelere gönüllü olarak gidip su kuyuları açan, barınaklar kuran, eğitim sağlayan, çocukların gözündeki umudu yeniden yeşerten insanlar; işte onlar insan olmanın yüklediği sorumluluğu omuzlarında taşıyanlardır. Aynı mahallenin sokaklarında büyümüşken, komşusu aç yatarken tok yatmayan; komşusunun derdini kendi derdi gibi gören kişidir gerçek insan.
Bütün bunlar bize şunu hatırlatır:
İnsan olmak biyolojik bir tanım değildir. İnsan olmak bir seçimdir. Her gün yeniden, yeniden yapılan bir seçim… Karanlığı mı besleyeceğiz, yoksa bir mum yakıp bir başkasının yolunu mu aydınlatacağız?
Bugünün dünyasında kötülük, gürültülü ve gösterişli bir şekilde kendini duyurabiliyor. Oysa iyilik sessizdir; kalabalıklara ihtiyaç duymaz, reklama ihtiyaç duymaz. Sessizce, derinden ve kararlı bir biçimde sürdürür varlığını. Belki bu yüzden gözümüzü kötülüğün yüksek sesli tarafı aldatıyor. Ama insanlığın gerçek kahramanları, kalabalıkların değil, vicdanlarının önünde hesap verenlerdir.
Gerçek insan;
— elindekini paylaşabilendir,
— acı çekenin sesini duyabilendir,
— merhameti bir zayıflık değil, bir güç olarak görebilendir,
— iyiliği bir lütuf değil, bir görev olarak bilen kişidir.
Dünya, kötülüğe meyilli ruhlara rağmen hâlâ dönüyorsa, hâlâ umut taşıyorsa, bu iyilikten vazgeçmeyen insanların sayesindedir. Onlar insan olmayı yalnızca hak etmiyor; insanlığın devam etmesini sağlayan gerçek mimarlar oluyorlar.
