More

    Kar Taneleriyle Çoğalan Mutluluk

    Sarıkız, ahşap penceresinden dışarıyı seyrederken, lapa lapa yağan kar taneleri adeta geçmişten gelen fısıltılar gibiydi. Ama bu kez, her bir kar tanesi sıradan bir su damlası değil, büyülü birer pusula gibiydi. Hafifçe cama dokunan bir kar tanesi, Sarıkız’ın avucuna düştüğünde, ince bir ışık hüzmesiyle parladı. 

    Kalbi tuhaf bir heyecanla çarpmaya başlamıştı. Bu kar tanesi, onu çocukluğunun büyülü kışlarına, taş evlerin çatısına kadar yükselen kar yığınlarının ardında saklı fantastik bir diyara çağırıyordu.

    Gözlerini kapattığında, kendini aniden bembeyaz bir tünelde buldu. Tünelin her yanı pırıltılı kar kristalleriyle bezenmişti ve uzaklardan neşeli kahkahalar geliyordu. 

    Tünelden geçtiğinde, karşısında tanıdık ama bir o kadar da farklı bir manzara belirdi: Çocukluğunun köyüydü burası, ama her şey daha parlak, daha canlıydı. Ve en şaşırtıcısı, karların üzerinde yuvarlanan atlar, danalar ve keçiler sadece neşeyle değil, aynı zamanda konuşarak ve sihirli güçler sergileyerek dans ediyorlardı!

    Bir at, bembeyaz yelesini savurarak Sarıkız’a yaklaştı ve “Hoş geldin, kışın uyanışı Sarıkız! Yıllardır seni bekliyorduk,” diye kişnedi. Sarıkız şaşkınlıkla gözlerini ovuşturdu. Bu, sadece bir anıdan çok daha fazlasıydı. Köyün ortasında, devasa bir kar topundan oyulmuş bir taht üzerinde oturan, bembeyaz saçlı yaşlı bir kadın belirmişti. 

    Bu, Kraliçe Kar’dı.

    Kraliçe Kar, “Her yıl kar çok yağdığında, bu diyar canlanır ve tüm canlıların mutluluğu kar taneleriyle çoğalır,” dedi. “Ancak bu yıl, donmuş kahkahaların kötü ruhu Buz Yürek, köyün en büyük mutluluk kaynağını, yani ‘İlk Gülüş Kar Tanesini’ çalmaya çalışıyor. Eğer onu durdurmazsak, tüm köyün neşesi sonsuza dek donacak!”

    Sarıkız, içindeki çocukluk ruhunun uyandığını hissetti. Atlar, danalar ve hatta keçiler bile, Buz Yürek’i durdurmak için özel yeteneklere sahipti. Bir dana, boynuzlarıyla karı şekillendirebiliyor, bir keçi karların üzerinden sıçrayarak inanılmaz hızlara ulaşabiliyor, atlar ise buzdan köprüler yaratabiliyordu. Sarıkız, bu fantastik canlıların rehberliğinde, Buz Yürek’in buzdan kalesine doğru macera dolu bir yolculuğa çıktı.

    Yolda, donmuş göllerden geçti, konuşan kar dağlarını aştı ve sihirli kar fırtınalarıyla mücadele etti. 

    Her engelde, hayvan dostlarının yardımıyla ve kendi içindeki çocukluk neşesinin gücüyle ilerledi. Sonunda Buz Yürek’in kalesine vardıklarında, donmuş kahkahaların hapsedildiği kristal bir kafes gördüler. Buz Yürek, gri ve soğuk gözleriyle Sarıkız’a baktı. “Bu mutluluk bana ait olacak!” diye kükredi.

    Sarıkız, kalbindeki tüm sıcaklığı toplayarak, “Mutluluk paylaşıldıkça çoğalır, çalındıkça donar!” diye karşılık verdi. Ve tam o anda, çevresindeki tüm hayvanlar neşeyle karda yuvarlanmaya başladı. Kahkahaları ve kişnemeleri, Buz Yürek’in kalesinin duvarlarını titretti. Sarıkız da onlara katıldı, çocukluğunun o unutulmaz coşkusuyla kendini karların kollarına bıraktı.

    Bu saf ve gerçek neşe, Buz Yürek’in buzdan zırhını çatırdatmaya başladı. Zırhı yavaş yavaş erirken, Buz Yürek’in katılaşmış kalbi de çözülüyordu. Sonunda, Buz Yürek de kendini yere bıraktı ve donmuş kahkahalar kristal kafesten kurtularak tüm köyü sardı. Köy yeniden en parlak rengine kavuştu, kar taneleri daha da ışıltılı bir şekilde dans etmeye başladı.

    Sarıkız, gözlerini açtığında, hala ahşap penceresinin önündeydi. Avucundaki kar tanesi erimiş, yerini sıcak bir anı ve içindeki paha biçilmez bir neşeye bırakmıştı. Kar dışarıda lapa lapa yağmaya devam ediyordu, ama artık Sarıkız biliyordu ki, her bir kar tanesi sadece bir su damlası değil, aynı zamanda paylaşılan mutluluğun, hatırlanan anıların ve sonsuz maceranın büyülü bir sembolüydü. Ve bu mutluluk, kar taneleriyle birlikte çoğalarak tüm evrene yayılıyordu.

    Latest articles

    spot_imgspot_img

    Related articles

    Leave a reply

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    spot_imgspot_img