Sarıkız ve Beyaz Önlüklü Kahramanlar

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Kaz Dağları’nın dumanlı zirvelerinde Sarıkız yaşarmış. Sarıkız, sadece dağların değil, iyiliğin ve merhametin de koruyucusuymuş. Altın sarısı saçları güneşten parlak, yüreği bir ana kucağı kadar sıcakmış. Yanından ayırmadığı kazları ise, dünyanın neresinde bir sıkıntı olsa kanat çırpar, Sarıkız’a haber verirlermiş.

Bir gün, Sarıkız’ın en beyaz tüylü kazı nefes nefese dağın zirvesine konmuş.
“Sarıkız! Sarıkız!” demiş. “Çok uzaklarda, ‘Dumanlı Vadi’nin ardında, haritaların bile unuttuğu bir köy var. Orada çocuklar gülmüyor, yaşlılar adım atamıyor. Bir hastalık rüzgarı esmiş, kimse deva bulamıyor.”

Sarıkız hemen ayağa kalkmış. “Oraya gitmeliyiz,” demiş ama sonra duraksamış. “Benim dualarım ve şifalı otlarım yetmeyebilir. Oraya gerçek bilgi, ilaç ve bilim lazım.”

Tam o sırada, dağın eteklerindeki patika yolda, üzerlerinde mavi dünya amblemi olan, toz toprak içinde kalmış bir konvoy görmüş. Bunlar, sırtlarında “Şifa Çantaları”, yüreklerinde insan sevgisi taşıyan Yeryüzü Doktorları imiş.

Doktor Ömer, Hemşire Ayşe ve ekipleri, günlerdir o hasta köye ulaşmaya çalışıyorlarmış. Ama önlerine çıkan devasa bir heyelan yolu kapatmış. Araçları çamura saplanmış, hava kararmaya başlamış.

Doktor Ömer çaresizce alnını silerken, bir anda tepeden aşağıya bir ışık süzülmüş. Işığın içinden, etrafında kazlar uçuşan, altın saçlı bir kız belirmiş.

Doktorlar şaşkınlıkla bakarken Sarıkız gülümsemiş:
“Korkmayın iyilik elçileri. Ben bu dağların kızı Sarıkız. Sizin yükünüz ağır, yolunuz zor. İzin verin size rehberlik edeyim.”

Hemşire Ayşe, Sarıkız’ın gözlerindeki samimiyeti görünce, “Köy çok uzakta ve yol kapalı Sarıkız, araçlarımız geçemiyor,” demiş.

Sarıkız, elini toprağa koymuş. “İyilik için yola çıkana, dağlar bile yol verir,” demiş. Kazlarına bir işaret vermiş. Kazlar, araçların tekerleklerinin altına en sağlam dalları, çakıl taşlarını taşımışlar. Sarıkız ise heyelanın olduğu yere yürüyüp doğayla konuşur gibi fısıldamış. Toprak sakinleşmiş, yol açılmış.

Konvoy yeniden hareket etmiş. En önde uçan kazlar, arkada Sarıkız, onların peşinde de Yeryüzü Doktorları…

Ancak macera bitmemiş! Dumanlı Vadi’ye geldiklerinde, karşılarına hırçın akan, köprüsü yıkılmış bir nehir çıkmış. Sular kükrüyormuş.

Doktor Mehmet, “Buradan geçmemiz imkansız, ilaçları yetiştiremeyeceğiz!” diye üzülmüş.

Sarıkız, “Umutsuzluk yok doktor bey,” demiş. “Siz insanların yaralarını sarıyorsunuz, doğa da sizin yaranızı sarar.”
Sarıkız, nehrin iki yakasındaki asırlık çınar ağaçlarına dokunmuş. Ağaçların kökleri bir anda uzamış, birbirine kenetlenmiş ve nehrin üzerinde doğal, sapasağlam bir kök-köprü oluşturmuş. Doktorların cipleri bu mucizevi köprüden sarsılmadan geçmiş.

Nihayet, gecenin karanlığında o unutulan köye varmışlar.

Köy halkı, gelen ışıkları görünce korkmuş önce. Ama araçlardan inen beyaz önlüklü insanları ve yanlarındaki ışık saçan kızı görünce umutla evlerinden çıkmışlar.

Yeryüzü Doktorları hemen sahra çadırlarını kurmuşlar.

  • Doktor Ömer, ateşler içinde yanan bir çocuğu muayene etmiş.
  • Hemşire Ayşe, yaşlı teyzelerin tansiyonunu ölçüp ilaçlarını vermiş.
  • Diş Hekimi Ali, ağrıdan uyuyamayanların dişlerini tedavi etmiş.
  • Göz Doktorları, dünyayı bulanık görenlerin gözlerindeki perdeyi kaldırmış.

Onlar tıbbi müdahaleleri yaparken, Sarıkız da boş durmamış. O da “Ruhun Doktoru” olmuş. Korkudan ağlayan çocuklara masallar anlatmış, saçlarını okşamış. Doktorların verdiği ilaçları, dağlardan getirdiği tertemiz kaynak suyuyla içirmiş hastalara.

Doktorların bilimi ile Sarıkız’ın maneviyatı birleşince, köyde bir bayram havası esmiş. Günler süren tedavilerin sonunda, köy meydanında çocukların kahkahaları duyulmaya başlamış.

Ayrılık vakti geldiğinde, Doktor Ömer Sarıkız’a dönmüş:
“Sen olmasaydın o yolları aşamazdık Sarıkız. Bize güç verdin.”

Sarıkız ise doktorların ellerini göstermiş:
“Asıl mucize sizin ellerinizde doktor bey. Ben yolu açtım, ama canı kurtaran sizsiniz. Sizin olduğunuz yerde, yeryüzü asla kimsesiz kalmaz.”

Sarıkız, kazlarına binip gökyüzüne, evine doğru yükselirken; Yeryüzü Doktorları da araçlarına binip, şifa bekleyen bir başka diyara doğru yola koyulmuşlar.

O günden sonra, ne zaman bir doktor zorlu bir yola düşse, gökyüzünde süzülen beyaz bir kaz tüyü görür ve yalnız olmadığını bilirmiş.

Gökten üç elma düşmüş; biri şifa dağıtan doktorlara, biri onlara yol gösteren Sarıkız’a, biri de iyiliğin peşinden koşan herkese…

Son İçerikler

İlgili İçerikler

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz