Sarıkız ve Dünyayı İyileştiren Sihirli Değnek

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, kocaman binaların arasında, içi sevgi dolu küçük bir evde yaşayan Sarıkız adında akıllı mı akıllı bir çocuk varmış. Sarıkız’ın boyu küçücükmüş ama kalbi dünyalar kadarmış. Gözleri pırıl pırıl bakar, duyduğu her şeyi anlar, gördüğü her şeyin üzerine derin derin düşünürmüş.

Bir akşam, ailesiyle birlikte oturma odasında otururken gözü televizyondaki haberlere takılmış. Ekranda gri dumanlar, yıkılmış duvarlar ve yüzü toz içinde kalmış çocuklar varmış. Spikerin sesi ciddiymiş ama Sarıkız’ın dikkatini çeken o çocukların gözleriymiş. Kimi açmış, kimi susuz, kimi ise oyuncağını kaybetmiş gibi ağlıyormuş.

Sarıkız, elindeki bebeğini sıkıca tutmuş. “Neden?” diye sormuş içinden. “Neden benim gibi çocuklar orada gülüp oynamıyor da ağlıyor?” Bu sorunun cevabını bulamamak minik kalbini çok acıtmış.

O gece odasına gittiğinde, aklı hâlâ o uzak diyarlardaki çocuklardaymış. Yatağına girmiş, yorganını çenesine kadar çekmiş ve “Keşke elimden bir şey gelse,” diyerek gözlerini kapatmış. Kirpikleri birbirine değdiği an, kendini derin ve gizemli bir uykunun kollarında bulmuş.

,,

Ve işte macera o an başlamış!

Sarıkız gözlerini açtığında odasında değilmiş. Ayaklarının altında pamuk gibi beyaz bulutlar, tepesinde masmavi bir gökyüzü varmış. Ama en ilginci, sağ elinde tuttuğu şeymiş: Altından yapılmış, ucu yıldız gibi parlayan, gökkuşağı renkleri saçan upuzun bir değnek! Bu, efsanelerde anlatılan “İyilik Değneği”ymiş.

Sarıkız, değneğin gücünü içinde hissetmiş. Rüzgâr kulağına fısıldamış: “Hadi Sarıkız, git ve dünyayı iyileştir!”

Sarıkız bir kuş gibi havalanmış. Bulutların üzerinden süzülerek televizyonda gördüğü o gri ülkeye varmış. Aşağıda tanklar, yıkık binalar ve korkmuş insanlar varmış. Sarıkız hiç korkmadan alçalmış. Derin bir nefes almış ve elindeki sihirli değneği havaya kaldırıp o sihirli sözleri haykırmış:

“Kötülük bitsin, duman gitsin! Her şey en güzel zamanına geri dönsün!”

Değneğinden çıkan pembe ve mavi tozlar, yağmur gibi şehrin üzerine yağmış. Bir anda mucizevi bir şey olmuş! Yıkık duvarlar, lego parçaları gibi kendiliğinden birleşip rengarenk evlere dönüşmüş. Gri dumanlar yerini kuş cıvıltılarına ve çiçek kokularına bırakmış. Tanklar bir anda dondurma arabalarına, tüfekler ise rengarenk uçurtmalara dönüşmüş.

Az önce ağlayan o çocuklar, şimdi ellerinde dondurmalarla sokaklarda koşturuyor, kahkahalar atıyormuş. Sarıkız yukarıdan onlara el sallamış, çocuklar da ona gülümseyerek karşılık vermiş.

Ama işi daha bitmemiş! Sarıkız durmamış. Okyanusları aşmış, çölleri geçmiş. Nerede bir savaş, nerede bir üzüntü görse oraya inmiş. Afrika’nın sıcak çöllerinde susuzluktan çatlayan topraklara değneğini sallamış; şırıl şırıl akan nehirler, meyve dolu ağaçlar fışkırmış yerden. Soğuk ülkelerde üşüyen çocuklara değneğini sallamış; sıcacık montlar, bacası tüten evler belirmiş.

Bütün dünyayı bir gecede dolaşmış Sarıkız. Dünya artık gri ve siyah değil; yeşil, mavi, turuncu ve pembeymiş. Her yerden çocuk kahkahaları yükseliyormuş. Sarıkız, yaptığı işin gururuyla bulutların üzerindeki tahtına oturmuş. “Başardım,” demiş, “Artık kimse ağlamıyor.”

Tam elindeki asayı zaferle bir kez daha kaldıracakmış ki, kulaklarında tiz bir ses yankılanmış: “Zırrrrrrrr!”

Sarıkız irkilmiş. Asa elinden kayıp gitmiş, bulutlar dağılmış. Gözlerini açtığında sabah güneşi odasına doluyormuş. Çalan şey sihirli bir zil değil, başucundaki saatiymiş.

Tam o sırada annesinin tatlı sesi duyulmuş:
“Sarıkız, hadi uyan güzel kızım! Kahvaltı hazır, geç kalacaksın!”

Sarıkız yatağında doğrulmuş. Elleri boşmuş, sihirli değneği gitmiş. Bir anlığına üzülür gibi olmuş ama sonra yüzüne kocaman, kararlı bir gülümseme yerleşmiş. Rüyasında hissettiği o mutluluk ve başarma duygusu hâlâ kalbindeymiş.

Yorganı üzerinden atarken kendi kendine söz vermiş:
“Bu sadece bir rüyaydı, evet. Elimde sihirli bir değnek yok. Ama benim de kalemim, kitaplarım ve aklım var!” demiş. “Derslerime çok çalışacağım. Büyüdüğümde doktor, mühendis ya da öğretmen olacağım. O kadar güçlü ve iyi bir insan olacağım ki, o sihirli değneğin yapamadıklarını ben yapacağım. Savaşları durduracak, çocukları iyileştireceğim.”

Sarıkız o sabah kahvaltıya, bir çocuk olarak değil, geleceğin dünyayı değiştirecek kahramanı olarak oturmuş.

Ve gökten üç elma düşmüş; biri Sarıkız’a, biri bu masalı okuyan sana, biri de dünyadaki tüm savaşların bitmesi dileğiyle barış isteyenlerin başına…

Son İçerikler

İlgili İçerikler

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz