Bir zamanlar, haritalarda görünmeyen ama herkesin çok iyi bildiği “Benlik Kasabası” adında bir yer vardı. Bu kasaba, dışarıdan bakıldığında pırıl pırıl, binaları yüksek, yolları geniş bir yerdi. Ama kasabanın tuhaf bir sorunu vardı: İnsanlar birbirinin yüzüne bakmaz, herkes sadece kendi ayakkabısının ucuna bakarak yürürdü.
İşte Sarıkız, bu kasabanın en meraklı sakiniydi. Saçları güneş gibi parlar, gözleri ise kimsenin görmediği detayları yakalayan birer dürbün gibi çalışırdı. Sarıkız’ın cebinde her zaman sokak kedileri için bisküvi, çantasında ise yerdeki çöpleri toplamak için bir eldiven olurdu.
Bir gün Sarıkız, kasabanın tam ortasındaki devasa **”Toplum Çınarı”**nın yapraklarının griye döndüğünü fark etti. Çınar, kasabanın neşesiydi ama şimdi sanki küsmüş gibiydi. Diğer insanlar, ellerindeki telefonlara bakarak çınarın yanından geçip gidiyor, onun solduğunu görmüyorlardı bile.

Sarıkız, çınarın gövdesine kulağını dayadı. Ağaçtan derin bir inilti duydu:
“Görünmez ipler koptu Sarıkız… Bizi bir arada tutan ipler koptu. Köklerim artık beslenemiyor.”
Sarıkız, “Görünmez ipler de ne?” diye düşündü. Meraklı doğası onu hemen harekete geçirdi. Çınarı kurtarmak için bu iplerin ne olduğunu bulmalıydı. Çantasını sırtına taktı ve kasabada bir gözlem turuna çıktı.
Sessiz Park
Sarıkız parka geldiğinde, bankta oturan yaşlı Tonton Amca’yı gördü. Tonton Amca’nın elinde ağır pazar poşetleri vardı ve nefes nefese kalmıştı. Yanından geçen takım elbiseli, aceleci adamlar ona bakmıyordu bile.
Sarıkız hemen koştu. “İzin verin, size yardım edeyim Tonton Amca,” dedi ve poşetleri yüklendi.
Yaşlı adamın yüzünde güller açtı. “Ah kızım,” dedi, “Beni gördün ya, sanki dünyalar benim oldu.”

Tam o anda, Sarıkız’ın parmak uçlarından Tonton Amca’nın kalbine doğru giden altın rengi, parlak bir ip belirdi. İp ışıldadı ve havada asılı kaldı.
Sarıkız defterine not aldı: Görünmez İp No 1: Yardımlaşma.

Kirli Dere
Sarıkız poşetleri bıraktıktan sonra dere kenarına indi. Bir zamanlar şırıl şırıl akan su, şimdi pet şişeler ve poşetlerle tıkanmıştı. Yavru bir ördek, çöplerin arasında sıkışmış, korkuyla vaklıyordu. Etraftaki insanlar ise “Belediye temizlesin, bana ne,” diyerek burunlarını tıkayıp geçiyordu.
Sarıkız hiç düşünmedi. Paçalarını sıvadı, eldivenini taktı. Önce yavru ördeği kurtarıp ailesinin yanına bıraktı, sonra da suyun akışını tıkayan çöpleri tek tek topladı. En yakın geri dönüşüm kutusuna taşıdı.
Dere yeniden akmaya başladığında, suyun şırıltısı ile Sarıkız arasında mavi, ışıl ışıl bir ip belirdi.
Sarıkız gülümsedi: Görünmez İp No 2: Sorumluluk.

Gri Meydan
Akşamüzeri meydana döndüğünde, kenarda ağlayan küçük bir çocuk gördü. Balonu patlamıştı. İnsanlar, “Gürültü yapıyor,” diye çocuğa kızgın gözlerle bakıyordu. Kimse “Neyin var?” demiyordu.
Sarıkız çocuğun yanına çömeldi. Cebinden renkli bir tebeşir çıkardı ve yere komik bir kedi resmi çizdi. Sonra çocuğa dönüp, “Bu kedi senin balonunu cennete götürmüş olabilir mi?” diye sordu. Çocuk kıkırdadı, gözyaşlarını sildi.
O kahkaha atınca, Sarıkız ile çocuk arasında pembe bir ip daha belirdi.
Sarıkız anladı: Görünmez İp No 3: Empati (Halden Anlamak).
Sarıkız, topladığı bu “görünmez iplerin” ucunu tutarak Toplum Çınarı’na koştu. Ama tek başına ipler yetmiyordu. Çınarın canlanması için kasabadaki herkesin iplerinin birbirine bağlanması gerekiyordu.
Sarıkız, meydanın ortasına çıktı ve avazı çıktığı kadar bağırdı:
“Hey! Ayakkabılarına bakanlar! Acele edenler! Kafasını çevirenler! Durun!”
Herkes şaşkınlıkla durdu. Sarıkız, topladığı çöplerden yaptığı bir heykeli gösterdi onlara. Sonra Tonton Amca’yı çağırdı yanına. Sonra da gülen çocuğu.
“Bakın,” dedi. “Biz tek başımıza sadece birer ipliğiz. Ama birbirimize yardım ettiğimizde, çevremizi temizlediğimizde ve birinin derdiyle dertlendiğimizde, kopmaz bir kumaş oluyoruz. Bu ağaç susuzluktan değil, sevgisizlikten ölüyor!”
Sarıkız’ın bu cesur çıkışı, kasabadaki “bana ne” sisini dağıttı. Bir fırıncı çıktı, “Haklısın,” dedi ve elindeki fazladan ekmeği yanındaki öğrenciye verdi. (Hop! Bir altın ip belirdi). Bir genç, yerdeki çikolata kağıdını alıp çöpe attı. (Hop! Bir mavi ip belirdi).
Bir anda kasaba, binlerce renkteki ışıklı iplerle örülmüş bir ağa dönüştü. İnsanlar birbirine selam vermeye, kuşlar yeniden şarkı söylemeye başladı. Ve o devasa Toplum Çınarı, köklerine ulaşan bu “iyilik enerjisiyle” anında yeşerdi.

O günden sonra Benlik Kasabası’nın adı “Bizlik Kasabası” olarak değişti. Sarıkız ise meraklı gözleriyle etrafı izlemeye devam etti. Çünkü biliyordu ki; bir toplumun gücü binalarının yüksekliğinden değil, kalplerin arasındaki o görünmez iplerin sağlamlığından geliyordu.
Ve Sarıkız herkese şu sırrı öğretti: Dünyayı değiştirmek için büyüye gerek yok; sadece başını kaldırıp etrafına bakmak ve elini uzatmak yeterli.
