Home Masallar Sarıkız ve Kadim Amcaların Köyü 

Sarıkız ve Kadim Amcaların Köyü 

0
9

Bir varmış, bir yokmuş…
Ay ışığının kar tanelerine masal fısıldadığı zamanlarda, Sarıkız adında hayal kurmayı çok seven bir kız çocuğu varmış.

Bir gün Sarıkız, annesi, amcası ve amcasının eşiyle birlikte uzak bir köye davet edilmişler. Köyün  adı Danizkom’muş. Orada “Kadim Amcalar” denilen, gönlü zengin insanlar yaşarmış.

Yolları kaplayan kristal karlar yüzünden tekerlekli arabalar yürüyemez olmuş. Bu yüzden yolculuklarını çift atın çektiği kızakla yapmışlar.

 Kızağın önünde, sakalları kırağı tutmuş bir kızakçı; arkasında kalın yün battaniyelere sarınmış yolcular…

Hava ayazmış ama gökyüzü masmavi. Güneş yüzünü gösterince her kar tanesi bir elmas gibi parlıyormuş. Sonsuz beyazlıktaki plato, sanki dünyayı örten bir pamuk deniziymiş. Uzakta köyler, bacalarından yükselen dumanlarla belli olurmuş; göğe ince ince yazılmış mektuplar gibi…

Sonunda o muhteşem köye varmışlar.
Kocaman evler, heybetli ahırlar, odunluklar… Sarıkız’ın çocuk gözlerine her şey birer saray gibi görünmüş. 

Ahırlar hayvanlarla doluymuş; ineklerin nefesi buhar olup havaya karışıyor, atlar kişneyerek misafirleri selamlıyormuş.

Evin hanımı ve beyi öyle asil, öyle zarifmiş ki… Misafirlerini birer hazine gibi ağırlamışlar. Sofralar kurulmuş; biri kalkmadan diğeri gelmiş. Sıcak çorbalar, tereyağlı ekmekler, dumanı üstünde yemekler… Kahkahalar, dualar, sohbetler…

Günler su gibi akıp geçmiş.

Dönüş vakti geldiğinde yine kızaklara binmişler. Kar hâlâ bembeyaz, hava hâlâ ayazmış. Sarıkız, yol kenarında bulduğu uzun bir dal parçasını  “gagaç” eline almış. Kızaktan uzanıp karların üzerine hayallerini çizmeye başlamış.

Bazen bir kuş kanadı,
bazen bir saray,
bazen de tacı olan bir kraliçe…

Amcası onun düşmesinden korkmuş.
Bir anda dalı elinden alıp karlara fırlatmış.

İşte o an, Sarıkız’ın kalbi buz kesmiş.

“Benim gagaçımı nasıl atarsın!” diye ağlamaya başlamış. Öyle ağlamış, öyle ağlamış ki rüzgâr bile şaşırmış.

O koca, heybetli adam… Önünde kızların, gelinlerin, oğulların tir tir titrediği amca…
Sarıkız’ın gözyaşlarına dayanamamış.

“Durun!” demiş kızakçıya.

Kızak durmuş. Amca karlara bata çıka yürümüş, o küçücük dal parçasını bulmuş. Ellerini üfleyerek temizlemiş ve Sarıkız’a uzatmış.

“Bunun için ağlanır mı?” diye azarlamış ama gözlerinin içinde bir gülümseme saklıymış.

Sarıkız dalını alınca sanki asasını bulmuş bir kraliçe gibi doğrulmuş. Gagaç artık sıradan bir dal değilmiş; sihirli bir asa olmuş. O asa ile karların üzerine hayallerini çize çize yol almış.

Güneş yavaşça batmış.
Ufuk pembe ve mora dönmüş.
Derken şehrin ışıkları birer birer yanmaya başlamış.

Ve Sarıkız, kristal karlar köyünden kalbine doldurduğu sıcaklıkla evine dönmüş.

O günden sonra her kar yağdığında, Sarıkız eline görünmez asasını alır ve beyaz örtünün üzerine hayallerini çizmeye devam edermiş…

Gökten üç kristal kar düşmüş,biri bu masalı anlatanın başına, biri Kadim amcaların köyündekilerin başına, biride bu masalı okuyanların başına.

No comments

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here