Sarıkız ve Karınca Krallığı

Bir varmış, bir yokmuş…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, küçük bir köyün kıyısında, güneşe gülümseyen kocaman bir bahçesi olan bir evde Sarıkız adında yedi sekiz yaşlarında bir kız çocuğu yaşarmış. Saçları buğday başakları gibi sarı sarı, gözleri ise merakla parıldarmış. Dünyadaki her şey onun için kocaman bir bilmeceymiş; “Nasıl olur?”, “Niçin böyle?” diye sormadan duramazmış.

Günlerden bir gün, bahçede dolaşırken gözü bir tümseğe takılmış. Toprak sanki birisi tarafından elenmiş gibi yumuşacık duruyor, üzerinde ise ip gibi uzayıp giden bir karınca kuyruğu görünüyormuş. Karıncalar öyle düzenli ilerliyormuş ki sanki görünmez bir öğretmen onlara sıraya girmeyi öğretmiş.

Sarıkız şaşkınlıkla dizlerinin üzerine çökmüş, daha iyi görebilmek için yeşilliğe uzanmış. Her karınca sırtında bir şey taşıyormuş; kuru yaprak parçaları, ekmek kırıntıları, minik tohumlar… Fakat tuhaf olan şuymuş:
Taşıdıkları şeyler karıncalardan daha büyükmüş!

“Bunlar nasıl bu kadar güçlü olabiliyor?” diye düşünmüş Sarıkız.

Dakikalar geçmiş, o ise gözlerini karıncalardan ayıramamış. Sanki aralarında gizli bir iş bölümü varmış. Bir grup taşıyormuş, bir grup yol açıyormuş, bir grup ise gelenleri karşılıyormuş.

Güneş tepede parladıkça Sarıkız’ın gözleri ağırlaşmaya başlamış. Merakıyla birlikte yorgunluk da çökünce, fark etmeden gözleri kapanmış ve uykuya dalmış.

Bir süre sonra uykusunda bir hareket hissetmiş. Sanki ince bir dokunuş varmış. Elini uzatıp yuva girişine doğru götürmüş. Tam o anda…

Parmağının ucundan kocaman bir hortum gibi bir güç onu içeriye çekivermiş!

Bir anda kendini karanlık bir tünelde bulmuş. Ama karanlık uzun sürmemiş, etrafı parlayan küçük kristaller ışıtıyormuş. Sonra ne görsün!

Karıncaların altında bulunan dev gibi bir Karınca Krallığı!

Tüneller muntazam bir şekilde sıralanmış, odalar bal petekleri gibi düzenliymiş. Karıncalar hiç durmadan çalışıyor, sırtlarındaki yiyecekleri özel bölmelere taşıyorlarmış. Kimi tohumları sınıflandırıyor, kimi kırıntıları temizliyor, kimi ise tünelleri genişletiyormuş.

Sarıkız ağzı açık onları izlerken yanına minik, siyah bir karınca gelmiş.
Sanki göz kırpmış gibi bir hareket yapmış.

“Hoş geldin Sarıkız,” demiş incecik bir sesle.
“Bizler çalışmayı severiz. Çünkü çalışmak bizi güçlü ve mutlu kılar.”

Sarıkız şaşkınlıkla etrafına bakmış:
“Ne kadar düzenlisiniz! Hem de çok güçlü görünüyorsunuz.”

Karınca gülümseyerek, “Biz tek başımıza küçüğüz,” demiş,
“Ama birlikte olunca büyük işler başarırız.”

Sarıkız biraz daha dolaşmış, yiyecek dolu odaları, yumurtaların saklandığı özel bölmeyi ve kraliçenin huzurla dinlendiği büyük salonu görmüş. Her şey o kadar düzenli ve anlamlıymış ki hayret etmekten kendini alamamış.

Bir anda dışarıdan bahçede oynayan köpeklerin havlamaları duyulmuş. Sesler tünellerde yankılanınca Sarıkız irkilmiş. Gözlerini açtığında yeniden bahçede, yeşilliklerin üzerinde yatıyormuş.

Başını kaldırıp yuva girişine bakmış; karıncalar aynı düzen içinde çalışmaya devam ediyormuş.
Sarıkız hafifçe gülümsemiş:

“Karıncalar… Harika yaratıklar!” diye düşünmüş.

Ve o günden sonra, bahçedeki her küçük hareketi daha dikkatle, daha büyük bir hayranlıkla izlemeye başlamış.

Son İçerikler

İlgili İçerikler

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz