Toprağın Karnını Doyuran Atlas ve Bulut

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, insanların doğayı unutup kendine taptığı, toprağın üstünü gri taşlarla (betonla) kapattığı koca bir “Gri Ülke” varmış.

Bu ülkede, toprağın ve ekinlerin ruhu olan Sarıkız, çiçeklerin ve ağaçların neşesi Balkız, gökyüzünün gezgini Bulut ve bu gri şehirde yaşayan meraklı bir çocuk olan Atlas yaşarmış.

Masal bu ya; Gri Ülke’nin insanları o kadar bencilmiş ki, “Ayaklarımız çamur olmasın, arabalarımız hızlı gitsin” diye her yeri asfalt ve betonla kaplamışlar. Ne bir karış toprak bırakmışlar, ne de suyun nefes alacağı bir delik.

Yerin derinliklerinde yaşayan Sarıkız, eskiden altın sarısı başaklar verir, toprağı bereketle doldururmuş. Ama insanların ördüğü o kalın beton duvarlar yüzünden artık nefes alamaz olmuş. Dudakları çatlamış, rengi solmuş.

Sarıkız, kız kardeşi Balkız’a seslenmiş:
“Kardeşim Balkız, takatim kalmadı. Yukarıda yağmur yağıyor duyuyorum ama bana bir damlası bile ulaşmıyor. Üzerimdeki bu gri zırh, suyumu çalıyor.”

Çiçeklerin perisi Balkız da üzgünmüş. “Haklısın Sarıkız,” demiş. “Benim de renklerim soldu. İnsanlar suları kirletip nehirlere döktü, temiz suyu hapsettiler. Köklerim kuruyor.”

Gökyüzünde ise koca göbekli, pamuk yürekli Bulut dolaşıyormuş. Aşağıya bakmış, bir zamanlar yemyeşil olan ormanların yerinde şimdi gri kutular (binalar) ve siyah yollar görüyormuş.

Bulut, Sarıkız’ın iniltisini duymuş ve çok üzülmüş. Başlamış ağlamaya. Şarıl şarıl yağmur yağdırmış.
“Alın size can suyu! İçin, yeşerim!” diye haykırmış.

Ama heyhat! Bulut’un o tertemiz gözyaşları (yağmurlar), toprağa değememiş bile. Betonlara çarpmış, asfaltlardan akmış, şehrin kirli çöplerini de önüne katarak simsiyah bir sel olup Tuzlu Deniz’e dökülmüş.

Bulut yukarıdan bağırmış:
“Ey İnsanoğlu! Ben size hayat veriyorum, siz onu çöp gibi denize atıyorsunuz! Sarıkız aşağıda yanıyor, siz suyu betona içiriyorsunuz!”
Ama şehirdeki gürültüden kimse Bulut’u duymamış.

O sırada şehrin gri sokaklarında oynayan küçük Atlas, kaldırımın kenarında küçücük bir çatlak görmüş. O çatlaktan cılız, boynu bükük bir papatya çıkmaya çalışıyormuş. Atlas, kulağını o çatlağa dayamış. Derinden gelen bir ses duymuş:
“Su… Birazcık su…”

Bu ses Sarıkız’ın sesiymiş. Atlas irkilmiş. Dedesi ona eskiden buraların yemyeşil olduğunu, yağmurun toprağa düştüğünü anlatırmış. Atlas koşarak evden bir şişe temiz su getirmiş ve o küçücük çatlaktan içeri dökmüş.

O anda çatlağın içinden Balkız’ın fısıltısı duyulmuş:
“Teşekkürler küçük çocuk. Ama bu yetmez. Koca şehir üzerimize basıyor. Bulut kardeş ağlıyor ama gözyaşları bize varmadan kirlenip gidiyor.”

Atlas durumu anlamış. Hemen başını kaldırıp gökyüzüne, Bulut’a seslenmiş:
“Bulut kardeş! Ağlama boşuna! Senin suyun bize ulaşamıyor, hepsi ziyan oluyor!”

Bulut gürlemiş: “Ne yapayım Atlas? İnsanlar bencilliklerinden öyle bir kabuk ördüler ki dünyaya, delip geçemiyorum.”

Atlas, “Ben o kabuğu kıracağım!” demiş. Mahalledeki arkadaşlarını toplamış. Ellerine kazmaları, kürekleri almışlar. Yetişkinler, “Ne yapıyorsunuz, üstünüz kirlenecek!” diye kızmış.

Atlas dönüp onlara şöyle demiş:
“Üstümüz kirlensin ama içimiz kirlenmesin! Biz toprağı betona gömdükçe, suyumuzu kaybediyoruz. Sarıkız ölürse, biz de ölürüz!”

Çocuklar hep birlikte okulun bahçesindeki o kalın betonları kırmaya başlamışlar. Çat! Çat! diye sesler yankılanmış. Sonunda beton parçalanmış ve altından o mis kokulu kara toprak görünmüş.

Tam o sırada Bulut, çocukların bu gayretini görmüş. Sevinçle gürlemiş ve en temiz, en bereketli yağmurlarını o açılan toprak parçasına bırakmış.

Su, ilk defa kirlenmeden, kanalizasyona karışmadan, dosdoğru toprağın bağrına inmiş.
Yeraltında Sarıkız, dudaklarına değen bu hayat suyuyla derin bir nefes almış. Rengi sarıdan altına, tozdan bereketli çamura dönüşmüş. Balkız, suyla buluşunca hemen o küçük toprak parçasında rengarenk çiçekler açtırmış.

Gri şehrin ortasında, bir cennet bahçesi doğmuş.

Bunu gören yetişkinler, yaptıklarından utanmışlar. Anlamışlar ki; yağmurun yeri kanalizasyon değil, toprağın kucağıdır. Toprak suyla buluşmazsa, insan aç kalır.

O günden sonra Gri Ülke’nin insanları, Atlas’ın önderliğinde betonları azaltmış, “Sünger Şehirler” kurmuşlar. Yağmur yağdığında su boşa gitmemiş, Sarıkız’a can olmuş. Sarıkız, Balkız, Bulut ve Atlas, doğanın dengesini yeniden kurarak barış içinde yaşamışlar.

Gökten üç elma düşmüş:
Biri suyun kıymetini bilen Atlas’a,
Biri toprağa can suyu olan Bulut’a,
Biri de bu masalı okuyup “Musluğu kapatan, toprağı koruyan” sizlere…

Son İçerikler

İlgili İçerikler

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz