More

    Vitrin Hayatlar ” Başarı Gerçekten Nedir?”

    Günümüz dünyası, devasa bir sahneye dönüştü. Bu sahnede spot ışıkları altında koşan, hırslarını bir zırh gibi kuşanan ve önüne çıkan her şeyi yıkıp geçmeyi “güç” sanan bir insan tipi türedi. Kendi hedeflerine giden yolda başkalarının hayallerini, kalplerini veya haklarını birer basamak olarak kullanan bu kişiler için tek bir kutsal var: Zirve.

    Bu “birinci tip” insanlar için başarı, başkaları tarafından onaylanmak ve kıskanılmakla eşdeğerdir. Sosyal medyanın parıltılı filtreleri arkasında, her anlarını kusursuz birer tablo gibi sunarlar. Hayatları bir “vitrin” gibidir; en lüks yemekler, en pahalı tatiller, en “mutlu” pozlar… Ancak bu vitrinin arkasındaki dükkan genellikle boştur. Çünkü hırsla beslenen bir ruh, asla doyuma ulaşamaz. Ulaştığı her hedef, ona sadece bir sonrakine kadar geçici bir haz verir. Bu yüzden, ne kadar yükselirlerse yükselsinler, içlerindeki o derin yalnızlık ve tatminsizlik duygusundan kaçamazlar. “Her yol mübahtır” diyenlerin yürüdüğü yolun sonunda genellikle gerçek dostlar değil, sadece hayranlar veya rakipler bulunur.

    Öte yandan, dünyanın gürültüsüne kapılmayan, sessiz ve derinden akan nehirler gibi yaşayan “ikinci tip” insanlar vardır. Onların başarısı, bir alkış tufanıyla değil, bir çocuğun gülümsemesiyle, iyi yapılmış bir işin huzuruyla veya sağlam bir dostun omzundaki güvenle ölçülür. Onlar için başarı; iyi bir insan, güvenilir bir dost ve sevgi dolu bir ebeveyn olabilmektir.

    Bu insanlar başarılarını bir gösteriye dönüştürmezler. Çünkü onların mutluluğu, başkalarının onayına ihtiyaç duymaz. Kendi iç dünyalarında kurdukları denge, onları dış dünyadaki fırtınalara karşı korur. Kırmadan, dökmeden, incitmeden ilerlerler. Bir yere varmak için başkalarını ezmek yerine, yanındakilerin de elinden tutarak yükselmenin asaletini bilirler. Bu yüzden, akşam yastığa başlarını koyduklarında, hırsların yarattığı o uğultulu ses değil, vicdanın ve huzurun dingin müziği eşlik eder onlara.

    Aslında asıl soru şudur: Başarı, kaç kişinin bizi tanıdığı mı, yoksa kaç kişinin bizi gerçekten sevdiği midir?

    Birinci grup insan, hayatı bir savaş alanı olarak görür ve sürekli “kazanmak” zorundadır. İkinci grup ise hayatı bir yolculuk olarak görür ve “olmak” peşindedir. Bir tarafın mutsuzluğu, doymak bilmeyen egosundan gelir; diğer tarafın mutluluğu ise paylaştıkça çoğalan sevgisinden…

    Sonuçta, hayatın sonunda bizden geriye kalacak olan şey; kazandığımız paralar veya ulaştığımız mevkiler değil, insanların kalplerinde bıraktığımız o silinmez izdir. Ve tarih, hırsıyla yıkanları değil, nezaketiyle inşa edenleri gerçekten “başarılı” kabul eder.

    Sizin de fark ettiğiniz gibi; mutluluk, sessizce yaşayanların, hırslarını vicdanına kurban etmeyenlerin ve her şeyden önce “insan” kalmayı başarabilenlerin en büyük ödü

    Latest articles

    spot_imgspot_img

    Related articles

    Leave a reply

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    spot_imgspot_img