Home Makaleler Yanlış İnsanlarda Doğruyu Aramak

Yanlış İnsanlarda Doğruyu Aramak

0
34

Bugün zihnimi kurcalayan o kadim soruyla uyandım: “İnsanın kendine verebileceği en büyük zarar nedir?”

Genellikle bu sorunun cevabını kötü alışkanlıklarda, fiziksel ihmallerde ya da kariyer hatalarında ararız. Oysa cevap çok daha derinlerde, ruhumuzun insanlarla temas ettiği o hassas noktada gizli. İnsanın kendine en büyük zararı; herkesi kendi gibi sanması, değişmeyecek olanı değiştirmeye çalışması ve kendi değerini başkasının terazisinde tartmaya kalkışmasıdır.

Herkes Kendi Hikayesinin Mahkumudur

Çevremize; akrabalarımıza, dostlarımıza, iş arkadaşlarımıza bir bakalım. Her biri, bizim hiç görmediğimiz duvarların arkasında, bambaşka ailelerde, bambaşka “iklimlerde” yetişti. Kiminin çocukluğu bir bahar bahçesiydi, kimininki karakış. Kimi sevgiyi dokunarak öğrendi, kimi ise sevilmenin bir zayıflık olduğu sanrısıyla büyüdü. Herkesin acı eşiği, özlemleri, nefretleri ve sevinçleri parmak izleri kadar birbirinden farklı.

Hal böyleyken, bu kadar farklı kodlarla yazılmış insanların sizinle “aynı” olmasını beklemek, kendinize yaptığınız bir haksızlık değil midir? Sizinle aynı yürekte çarpmasını, olaylara aynı pencereden bakmasını, aynı hassasiyeti göstermesini beklemek, bir balıktan ağaca tırmanmasını istemek kadar imkansızdır.

“Ağzınızla Kuş Tutsanız….” 

Hayatın en acı tecrübelerinden biri, ne yaparsanız yapın bazı insanlara yaranamayacağınızı anladığınız o andır. Türkçemizde çok güzel bir deyim vardır: “Ağzınla kuş tutmak.” Bazen ağzınızla kuş tutarsınız, yine de karşınızdaki insan o kuşa değil, kuşun kanadındaki toza odaklanır.

Bu durumun sizin yetersizliğinizle, sizin iyiliğinizle ya da sizin çabanızla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu tamamen karşınızdaki kişinin iç dünyasındaki kaosla ilgilidir. Bir insan kendiyle barışık değilse, ruhunda iyilik tohumları yeşermemişse, sizin ona sunduğunuz bahçeyi göremez. Aksine, sizi kendi karanlığına, kendi mutsuzluk seviyesine çekmeye çalışır.

Kötü sözleri, aşağılayıcı bakışları veya sizi değersiz hissettiren tavırları aslında size değil, kendilerine duydukları nefretin dışa vurumudur. İnsan, kabında ne varsa dışarıya onu sızdırır. İçi zehir dolu birinden bal şerbeti bekleyemezsiniz.

Nefret Etmeyin, Sadece Uzaklaşın

Peki, bu durumda ne yapmalı? Öfkelenmek mi? Nefret etmek mi? Hayır.

Nefret, karşınızdaki kişiye duyduğunuz bağı canlı tutan çok güçlü bir duygudur. Onlardan nefret ettiğiniz sürece, zihninizde onlara kira ödemeden oturma izni vermiş olursunuz. Enerjinizi, sizi anlamayan ve aşağı çeken insanlara öfkelenerek harcamak, kendinize vereceğiniz ikinci büyük zarardır.

Çözüm; “duygusal mesafe” ve **”radikal kabulleniş”**tir.

Bu tür insanları (kişilik bozukluğu olanları, narsist eğilimleri bulunanları ya da sadece kötü kalplileri) değiştirmeye çalışmayın. Onları oldukları gibi, birer “vaka” olarak kabul edin. Ve sonra, sessizce sınırlarınızı çizin.

Özelinizden Çıkarın: Sizi anlamayanlara hayallerinizi, sırlarınızı ve zayıf yönlerinizi anlatmayın.

Çevrenizi Filtreleyin: Enerjinizi emen insanlarla görüşme sıklığınızı minimuma indirin.

İş Hayatında Profesyonel Mesafe: Eğer bu kişi iş arkadaşınızsa, iletişimi sadece “görev” boyutunda tutun. Duygularınızı ofis kapısının dışında bırakın.

Affedin Ama Asla Unutmayın

Son olarak, bu yolculuğun en önemli durağı: Affetmek.

Onları affedin. Yaptıkları kötülükleri onayladığınız için değil, o zehri daha fazla içinizde taşımamak için affedin. Yükü bırakın ki siz hafifleyin. Ancak affetmek, “unutmak” demek değildir.

Yaşadıklarınızı, size hissettirdiklerini ve onların karakter analizini asla unutmayın. Bu hafıza, sizi gelecekte karşılaşacağınız benzer karakterlerden koruyacak olan kalkanınızdır. Çünkü bu kişilikler ne ilktir ne de son olacaktır. Dünya döndükçe karşınıza çıkacaklardır.

Siz kendinizi korumayı, beklentiyi kesmeyi ve kendi değerinizi başkasının gözünde aramamayı öğrendiğinizde, kimse size zarar veremeyecektir. İnsanın kendine yapabileceği en büyük iyilik; herkesi olduğu yere, hak ettiği mesafeye koyabilme cesaretidir.

No comments

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here