Sarıkız ve Yusufeli Barajının Gizemi

Okullar ara tatile girmişti. Sarıkız, anne babası ve kardeşiyle birlikte babaannesini ziyarete gidiyordu. Yol uzun, dağlar yüksek, yollar kıvrıla kıvrılaydı. Ama Sarıkız hiç sıkılmıyordu çünkü babası geçtikleri yerleri bir rehber gibi anlatıyordu.

Bir süre sonra arabaları yüksek bir dağın yamacına tırmanmaya başladı. Sarıkız pencereden dışarı bakarken devasa bir yapı gördü.
— “Baba, bu ne?” diye sordu merakla.

Babası gülümseyerek,
— “Bu Yusufeli Barajı kızım,” dedi. “Türkiye’nin en büyük ve en yüksek barajlarından biri. Yapımı yıllar sürdü, çok zorlu bir süreçti ama sonunda büyük bir başarı elde edildi.”

Sarıkız heyecanla dinliyordu. Babası barajın nasıl yapıldığını, dağların nasıl oyulduğunu, dev makinelerin nasıl çalıştığını, işçilerin gece gündüz nasıl emek verdiğini anlatıyordu. Ama bir süre sonra Sarıkız’ın gözleri ağırlaştı ve başını cama yaslayıp derin bir uykuya daldı.

Rüyasında kendini gökyüzünde buldu. Altında parlayan bir uçan sörf tahtası vardı! Rüzgâr saçlarını savuruyor, bulutların arasından süzülüyordu. Aşağıda Yusufeli Barajı görünüyordu ama bu kez yapım aşamasındaydı. Dev vinçler, kamyonlar, beton döken işçiler… Her şey canlı gibiydi.

Sörf tahtası yavaşça aşağı indi. Sarıkız kendini barajın ortasında buldu. Karşısına elinde çizim kağıtları olan yaşlı bir usta çıktı.
— “Hoş geldin Sarıkız,” dedi. “Bizim emeğimizi merak mı ettin?”

Sarıkız şaşkındı ama başını salladı.
— “Evet, bu kadar büyük bir barajı nasıl yaptınız?” diye sordu.

Usta gülümsedi.
— “Her şey bir damla suyla başladı,” dedi. “Ama o damlalar birleşti, sabırla, bilgiyle, inançla bu dev yapıyı oluşturduk. Her taşında bir insanın emeği, her duvarında bir hayal var.”

Ustanın eliyle gösterdiği yerlerde görüntüler canlandı. Tüneller kazılıyor, beton dökülüyor, su yavaş yavaş birikiyordu. Mühendisler plan yapıyor, işçiler birbirine yardım ediyordu.

Sarıkız hayranlıkla izledi.
Baraj tamamlandığında gökyüzüne doğru yükselen ışıklar bir gölün üzerinde parladı. O anda rüzgâr hafifçe esti ve sörf tahtası yeniden havalandı.

“Uykucu kız, hadi uyan!”
Sarıkız gözlerini açtı. Arabaları babaannesinin evinin önündeydi. Dışarıda kuş sesleri, taze ot kokusu vardı. Uykudan uyanır uyanmaz pencereden dışarı baktı ve uzakta, dağların arasında parlayan baraj gölünü gördü.

Gülümsedi.
“Belki de o barajın kalbinde, benim rüyamdan bir parça vardır,” diye düşündü.

Ve o gün Sarıkız, hem doğanın gücünü hem de insanların azmini hiç unutmadı.

Son İçerikler

İlgili İçerikler

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz