İlk Oruç, İlk Telaş

İlkokul beşinci sınıfın son günleriydi. O yıl ilk kez oruç tutuyordum; hem heyecanlı hem de gururluydum. Hafta sonu annem, “Kızım, gel gidelim kımı toplayalım, turşu yapalım. Sen çok seversin,” deyince içimdeki heves iki kat arttı. Sabah erkenden yola çıktık. Arpa ve buğday ekili tarlaların arasındaki arazilere, elimizde kocaman çuvallarla vardık.

Ekinlere zarar vermeden akşama kadar topladık kımıları. Bilmezsiniz belki; kımı, maydanozgillerden, kökü küçük bir yumru patates gibi, her evresinde yenilebilen bir bitkidir. Yumrusuna adol, biraz büyüyünce kımı, en büyük ve uzun hâline ise özek denir. Çocukluğumun tatlarından biridir.

Çuvallar dolup taşınca yorgun ama mutlu bir şekilde mahallenin çeşmesine doğru yürüdük. Annem, “Bunların çamurunu yıkayalım, öyle götürelim eve,” dedi. Oruçlu hâlde, susuzluktan kavrularak, iki koca çuvalı yıkamaya koyulduk. En az bir saatimizi aldı. Benim içinse o saat, günün en zor zamanlarıydı.

Sonunda bitirdik. Annemle birlikte ellerimizi yüzümüzü yıkayıp eve dönecektik. Ben önce ellerimi, sonra yüzümü yıkadım… Derken, sanki tüm günün susuzluğu bir anda boğazıma çökmüş gibi çeşmeye eğildim ve suyu kana kana içmeye başladım. Tam o sırada minareden hoca “Allahu ekber!” diye seslendi.

Bir an dona kaldım. Ardından paniğin sıcaklığı yüzüme vurdu.
“Eyvah anne! Ben su içtim, orucum bozuldu!” diye hıçkırıklara boğuldum.

Annem sakin bir sesle, “Yok yavrum, üzülme. Sen bilerek yapmadın. Zaten vakit de gelmiş, bir güne bir gün tutarsın, olur,” dedi. Ama ben koca günü aç ve susuz geçirip son saniyede çeşmeye ağzımı dayamış olmanın mahcubiyetini uzun yıllar unutamadım.

Bugün hâlâ o günü hatırladığımda hem gülümserim hem de içimde küçük bir çocuğun çaresiz telaşını hissederim.

Son İçerikler

İlgili İçerikler

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz