Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, memleketin neşeli diyarlarında yaşayan beş sıkı dost varmış: Sarıkız, Balkız, Gülyüz, Karaoğlan ve Akçaoğlan.
Normalde Sarıkız sarı-lacivert severmiş, Karaoğlan siyah-beyaz giyermiş, Gülyüz sarı-kırmızıya, Akçaoğlan ise bordo-maviye gönül vermiş. Balkız ise yeşil-beyaz sevdalısıymış. Ama gün o gün değilmiş! O gün göklerdeki ay ile yıldızın günüymüş. Hepsi en güzel kırmızı beyaz formalarını giymiş, ellerine bayraklarını almış, devasa stadyumun yolunu tutmuşlar.
Stadyum o kadar kalabalıkmış ki, tezahüratlar göğü delip geçiyormuş. Karşılarında ise “Kuzeyin Buz Devleri” adında, boyları minare kadar uzun, bakışları dondurucu soğuklukta yabancı bir takım varmış.
Hakem düdüğünü çalmış, maç başlamış. Ama o da ne? Buz Devleri çok güçlüymüş. Adım attıkları yer donuyor, topa vurduklarında rüzgâr ters esiyormuş. İlk yarının sonlarına doğru Buz Devleri, kaleden kaleye bir şimşek gibi giden topla golü atmışlar: 0-1.
Devre arası olduğunda stadyuma bir hüzün çökmüş ama bizim beş kafadar asla pes etmemiş. Karaoğlan ayağa fırlamış, “Üzülmeyin! Asıl masal şimdi başlıyor!” demiş. Akçaoğlan, “Bizim sesimiz sihirli, yüreğimiz birdir!” diye eklemiş.
Ve ikinci yarı başladığında, gerçekten de dünya üzerinde görülmemiş bir büyü gerçekleşmiş.
Hakem ikinci yarı düdüğünü çaldığında, düdükten tiz bir ses değil, bir ejderha kükremesi duyulmuş! Stadyumun çimleri birdenbire zümrüt gibi parlamaya, gökyüzünün rengi mora dönmeye başlamış. Bu artık sıradan bir maç değil, fantastik bir düelloymuş.
Bizim takımın kaptanı topu ayağına aldığında, Sarıkız tribünden öyle bir bağırmış ki, sesi sahaya altın tozları gibi yağmış. Top birden alev almış, bir ateş topuna dönüşmüş! Kaleci tutmaya çalışsa eli yanacak; top ağları delip geçmiş!
GOOOL! Durum 1-1!
Buz Devleri kızmış, sahaya buzdan duvarlar örmeye çalışmışlar. Ama bu sefer Gülyüz ve Balkız el ele tutuşup tezahürata başlamışlar. Onların sesiyle stadyumun zemininden dev sarmaşıklar ve rengârenk güller fışkırmış. Güllerin kokusu o kadar güzelmiş ki, Buz Devleri mayışmış, uykuları gelmiş, ayakta duramaz olmuşlar. Bizim forvet oyuncusu, sarmaşıkların üzerinden kuş gibi sekerek kaleye uçmuş.
GOOOL! Durum 2-1!
Artık bizimkiler coşmuştu. Karaoğlan ve Akçaoğlan tribünleri ayağa kaldırmış. Tüm stadyum “Türkiye!” diye bağırdığında, ses dalgaları sahada bir kasırgaya dönüşmüş. Bizim futbolcuların sırtında aniden kartal kanatları belirmiş! Evet, yanlış duymadınız, oyuncular artık uçuyormuş! Havadan gelen ortalara, bulutların üzerinden kafa vuran bizimkiler, rakip takımı şaşkına çevirmiş.
Top her kaleye girdiğinde havai fişekler kendiliğinden patlıyor, skor tabelasında rakamlar dans ediyormuş.
Buz Devleri kaleye şut çekmeye çalışsa, kale direkleri canlanıp topu geri tükürüyormuş. Bizimkiler vurduğunda ise top, bir Zümrüdüanka kuşu olup süzüle süzüle ağlarla buluşuyormuş.
3-1, 4-1, 5-1… Goller yağmur gibi yağmış!
Maçın son dakikasında Sarıkız, Balkız, Gülyüz, Karaoğlan ve Akçaoğlan son bir kez, “BİR OLURSAK DEV OLURUZ!” diye haykırmışlar. Bu sesle birlikte sahadaki top bin parçaya ayrılmış, hepsi birer yıldıza dönüşüp gökyüzüne yükselmiş ve skor tabelasında o muazzam sonuç yazmış: 7-1!
Hakem maçı bitirdiğinde stadyum bir bayram yerine dönmüş. Buz Devleri bile bu büyü karşısında saygıyla eğilip, bizimkileri alkışlamışlar.
Beş arkadaş, farklı takımların taraftarı olsalar da, aynı bayrağın altında birleşince nasıl bir mucize yaratabildiklerini görmüşler. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…
Gökten üç elma düşmüş; biri o muhteşem takıma, biri bizim beş kafadara, biri de bu masalı okuyanlara…
