Son Damla Düşmeden Uyan!

Aynaya bak. O gördüğün bedenin, sahip olduğun o “eşsiz” varlığın yaklaşık %60’ı sudan ibaret. Beyninin %73’ü, kanının %90’ı su. Sen, yürüyen bir su kütlesisin. Su yoksa, sen bir hiçsin. Düşünecek bir beynin, atacak bir kalbin olmaz.

Peki, varlığı pamuk ipliğine bağlı olan biz insanoğlu ne yapıyoruz? Bindiğimiz dalı kesmiyor, bindiğimiz dalı ateşe veriyoruz!

Dünya haritasına bakıp “Her yer su, bitmez” diyerek kendimizi kandırıyoruz. Bu, tarihin en ölümcül göz yanılmasıdır. Okyanuslar orada, evet. Ama o suyun %97.5’i tuzlu. İçemezsin, tarla sulayamazsın. Geriye kalan o küçücük tatlı su pastasının çoğunu da buzullara ve yerin altına hapsettik. Ulaşabildiğimiz nehirler, göller, yani içilebilir su, dünyadaki toplam suyun binde birinden bile az.

Biz ne yapıyoruz? O “binde bir”lik yaşam kaynağını bir çöp tenekesi gibi kullanıyoruz.

Kendimize biyolojik olarak Homo Sapiens, yani “Akıllı İnsan” adını verdik. Bu ne büyük bir kibir? Hangi “akıllı” canlı, hayatta kalmasını sağlayan tek sıvıyı sanayi atıklarıyla, plastiklerle, zehirli kimyasallarla doldurur?

Bir fabrika daha fazla kâr etsin diye nehirleri siyaha boyadık. Daha konforlu yaşayalım diye temiz su kaynaklarını kuruttuk. Doğanın milyonlarca yılda filtrelediği, yeraltı sarnıçlarında biriktirdiği o berrak suyu, modernleşme adı altında kirlettik.

Bu bir cinayettir; faili de meçhul değil, biziz.

En büyük suçumuz ise kurduğumuz şehirler. Toprağa “beton” adında bir kefen giydirdik. Eskiden yağmur yağdığında toprak ana o suyu emer, süzer ve yeraltı kaynaklarını (akiferleri) beslerdi. Kurak günlerde bize geri verirdi.

Şimdi ne oluyor? Yağmur yağıyor ama toprağa değemiyor. Asfaltlara, çatılara, betonlara çarpıyor. Toprakla buluşamayan o yaşam pınarı, şehirlerin kirli yüzeylerinden akıp kanalizasyonlara karışıyor. Temiz yağmur suyunu, kendi ellerimizle “atık suya” dönüştürüp hızla denizlere döküyoruz.

Tatlı suyu tuzlu suya karıştırıp yok ediyoruz! Sonra da “Neden barajlar boşaldı, neden kuraklık var?” diye gökyüzüne bakıyoruz. Suç gökyüzünde değil, bastığımız o beton zeminde.

Bu bir bilimsel makale değil, bu bir imdat çığlığıdır.

Petrol biterse arabalar durur, en fazla yürürüz. Elektrik biterse karanlıkta kalırız, en fazla mum yakarız. Ama su biterse, ölürüz. Bunun alternatifi, B planı, yedeği yok.

Bencilliğimiz, çocuklarımızın geleceğini kurutuyor. Musluğu açtığında sudan başka bir ses duyacağın gün, sandığından çok daha yakın. O gün geldiğinde bankadaki paran, altındaki araban, oturduğun lüks daire hiçbir işe yaramayacak. Bir bardak temiz su için her şeyini vereceksin ama bulamayacaksın.

Uyan İnsanoğlu!
Kendini doğanın efendisi sanmaktan vazgeç. Sen doğanın sahibi değil, sadece bir parçasısın. Suyu metalaştırmayı bırak. Beton dökmeyi bırak, toprağın nefes almasına izin ver. Kirletmeyi bırak.

Çünkü su küserse geri dönmez. Ve su giderse, medeniyet biter.
Hâlâ vakit varken; musluğu kapat, vicdanını aç.

Son İçerikler

İlgili İçerikler

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz