Elips Topla Ekvator Macerası

Bir zamanlar, güneşin pırıl pırıl parladığı yemyeşil bir bahçede, iki yakın arkadaş oyun oynuyordu. Biri, haritalara ve dağlara aşık, yönünü asla kaybetmeyen Sarıkız; diğeri ise deney tüpleri ve fizik kurallarıyla yatıp kalkan Görkem’di.

Ellerindeki plastik topun havası biraz inmişti. Görkem topa vurduğunda top yamularak gidiyor, tam zıplamıyordu. Sarıkız topu eline aldı, üstünden ve altından hafifçe bastırarak inceledi.

“Bak Görkem,” dedi Sarıkız gülümseyerek. “Topumuzun havası inince tıpkı Dünya’ya benzedi. Üstlerden basık, ortadan şişkin. Yani tam bir elips, coğrafi adıyla ‘Geoid’.”

Bilim meraklısı Görkem kaşlarını çattı, gözlüğünü düzeltti. “Tamam da Sarıkız, Dünya neden böyle? Neden dümdüz bir yuvarlak değil de, ortası şişman bir top gibi?”

Tam o sırada garip bir şey oldu. Havası inik topun içinden mavi bir ışık sızmaya başladı. Işık giderek büyüdü, bir rüzgar sesi duyuldu. Top, sanki dev bir elektrikli süpürge gibi “Vuuuup!” diye bir ses çıkardı ve iki arkadaşı içine çekti!

Gözlerini açtıklarında bahçelerinde değillerdi. Etrafları devasa ağaçlarla, sarmaşıklarla ve daha önce hiç görmedikleri renkli kuşlarla çevriliydi. Hava inanılmaz derecede sıcak ve nemliydi. Sanki dev bir buhar banyosunun içindeydiler.

Sarıkız hemen bileğindeki pusulaya baktı ama pusulanın ibresi garip davranıyordu. Sonra yere, gölgelere baktı.
“Görkem!” diye bağırdı heyecanla. “Gölgemize bak! Yok olmak üzere. Güneş tam tepemizde. Ve şu bitki örtüsüne bak… Biz Ekvator’dayız! Yani 0 noktası!”

Görkem terini silerek, “Burası neden bu kadar sıcak?” diye sordu.

Sarıkız, dev bir yaprağı yelpaze gibi sallayarak anlatmaya başladı:
“Çünkü burası Dünya’nın tam ortası. Güneş ışınları buraya yıl boyunca neredeyse hep dik açıyla düşer. Bu yüzden burada kış yoktur Görkem, hep yazdır. Hep sıcak, hep yağmurlu.”

İki kafadar, ormanın derinliklerine doğru yürümeye başladılar. Yolda yürürken Görkem bir hafiflik hissetti. Zıpladığında normalden daha yükseğe çıkıyordu.
“Sarıkız, burada yerçekimi biraz daha mı az sanki?”

Tam o sırada önlerine, yere çizilmiş gibi duran kalın, kırmızı bir çizgi (hayali bir çizgi tabii ki, ama bu masalda parlıyordu) çıktı. Çizginin üzerinde havada süzülen bilge bir papağan duruyordu.

Papağan konuşmaya başladı: “Hoş geldiniz gezginler! Merak ettiğiniz sorunun cevabı tam da bastığınız yerde.

Görkem, “Hangi soru?” dedi şaşkınlıkla. “Dünya’nın şekli mi?”

Papağan kanatlarını çırptı. “Evet! Dünya kendi etrafında fırıl fırıl döner. Tıpkı bir balerin gibi! Ama Ekvator çizgisi, Dünya’nın en geniş olduğu yerdir ve dönüş hızı burada en yüksektir. Bu hızlı dönüş, ‘Merkezkaç Kuvveti’ denen bir etki yaratır.”

Görkem’in gözleri parladı, bilimsel parçalar yerine oturmuştu. “Anladım! Dünya dönerken bu savrulma kuvveti yüzünden, Ekvator kısmı dışarıya doğru fırlamak istiyor. Tıpkı pizzacının hamuru çevirirken hamurun kenarlara doğru açılması gibi! Kutuplar basık kalıyor, Ekvator şişiyor!”

Sarıkız ekledi: “İşte bu yüzden Dünya tam yuvarlak değil, Geoid şeklinde! Ve merkezden en uzak nokta burası olduğu için yerçekimi, kutuplara göre burada birazcık daha az hissediliyor.”

Macera devam ederken aniden gökyüzü karardı ve bardaktan boşalırcasına bir yağmur başladı. Ekvator’un meşhur “Konveksiyonel yağmurları”ydı bunlar. Isınan hava yükselmiş ve yağmur olarak geri dönmüştü. İki arkadaş dev bir muz ağacının altına sığındılar.

Yağmur dindiğinde, papağan onlara yerde biriken su birikintisini gösterdi. “Bakın,” dedi. “Burada gece ve gündüz her zaman eşittir. Yılın her günü 12 saat aydınlık, 12 saat karanlıktır.”

Sarıkız, “Ve en ilginci,” dedi, cebinden küçük bir yaprak çıkarıp su birikintisine bıraktı. “Ekvator çizgisinin tam üzerinde su dönerken sağa ya da sola sapmaz. Ama biraz kuzeye gitsek sağa, güneye gitsek sola sapardı. Burası dünyanın denge noktası!”

Görkem artık sorusunun cevabını almıştı. Havası inik toplarının şeklinin, Dünya’nın kendi etrafındaki o baş döndürücü dönüşü sayesinde oluştuğunu anlamıştı.

“Peki, eve nasıl döneceğiz?” diye sordu Görkem.

Papağan gülümsedi. “Dünya’nın bu şişkin karnı sizi fırlatacak!” dedi ve kanadıyla gökyüzünü gösterdi. O sırada gökyüzünde, bahçedeki toplarına benzeyen dev bir bulut belirdi.

Sarıkız ve Görkem el ele tutuştular. “Ekvator!” diye bağırdılar, “Dünyanın en sıcak, en hızlı, en geniş, biyoçeşitliliği en bol kemeri!”

Bu sözler sihirli bir anahtar gibiydi. Bir anda yerçekimi tersine dönmüş gibi havaya yükseldiler. Ekvator’un o merkezkaç kuvveti onları bir sapan gibi fırlattı.

Gözlerini açtıklarında tekrar bahçedeydiler. Ellerindeki top hala biraz sönüktü.

Görkem topa baktı ve gülümsedi. “Artık buna sadece sönük bir top demeyeceğim,” dedi. “Bu, kendi ekseni etrafında dönmekten yorulmuş ve göbeği şişmiş minik bir Dünya modeli.”

Sarıkız güldü. “Hadi içeri girelim, sana haritada Ekvator’un geçtiği ülkeleri, Brezilya’yı, Kongo’yu, Endonezya’yı göstereyim.”

Ve böylece, coğrafya ve bilim meraklısı iki arkadaş, oyunlarının içinde saklı olan koca bir evreni keşfetmiş oldular.

Son İçerikler

İlgili İçerikler

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz