Beş Kafadarın Şavşat Macerası

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, beton binaların gölgesinden sıkılıp doğanın kalbine, yeşilin binbir tonuna hasret kalan beş sıkı dost varmış. Bu dostların her birinin doğaya dokunan ayrı bir hüneri varmış. Rehberleri Sarıkız, suyun koruyucusu Atlas, onun sağ kolu Bulut, toprağın efendisi Aras ve lezzet sihirbazı Mira

Bir gün bu beş kafadar, haritayı önlerine sermişler ve parmaklarını Türkiye’nin en yeşil, en huzurlu köşesine, Artvin’in Şavşat ilçesine koymuşlar. “Bir yıl,” demiş Sarıkız, “Tam bir yıl boyunca toprağı dinleyecek, suyu koruyacak ve doğal yaşamı yeniden canlandıracağız.”

Eşyalarını toplayıp, bulutların dağlarla dans ettiği Şavşat yollarına düşmüşler. Virajlı yolları aştıkça hava temizlenmiş, ciğerleri bayram etmiş.

Şavşat’ın o meşhur ahşap evlerinden birinin olduğu, ancak gençlerin şehre göç etmesiyle sessizliğe bürünmüş eski bir köye yerleşmişler.

Köy sessizmiş ama toprak “Beni işleyin!” diye bağırıyormuş.

İlk işe Sarıkız koyulmuş. Sırt çantasını takıp Şavşat’ın yaylalarını, Karagöl’ün etrafını, Sahara Yaylası’nı gezmiş. Köyün yaşlılarıyla konuşmuş. “Burada en iyi ne yetişir? Eskiden dedelerimiz toprağa nasıl davranırdı?” diye sormuş. Öğrenmiş ki; bu topraklar patatesi, mısırı, kara lahanayı ve en lezzetli elmaları severmiş. Ama kimyasal ilaçlar toprağı küstürmüş.

Sarıkız, Aras’a dönüp, “Bu toprak şifalı, Aras. Ona zehir değil, sevgi ve doğal gübre vereceğiz,” demiş.

Sıra Aras’taymış. Aras, o çok sevdiği devasa traktörünü köy meydanına çektiğinde çocukların gözleri parlamış. Aras, toprağı incitmeden sürmeye başlamış. Biçerdöverleri, balya makinelerini hazırlamış ama hepsini doğaya saygılı yöntemlerle kullanmış. Toprağı havalandırmış, tohum yataklarını hazırlamış. Onun motor sesi, köyün sessizliğini neşeli bir melodiye dönüştürmüş.

Tam tohumlar ekilecekken Atlas devreye girmiş. “Durun!” demiş. “Su hayattır ama israf edersek geleceğimizi kuruturuz.” Atlas, yardımcısı Bulut ile birlikte köyün eski su yollarını onarmış. Vahşi sulama yerine, damla sulama sistemleri kurmuşlar. Bulut, yağmur sularını biriktirmek için dev sarnıçlar yapmış.

Atlas her fidana, “Seni susuz bırakmayacağım ama seni boğmayacağım da,” diye fısıldamış.

Bahar gelip tohumlar filizlendiğinde, köyde bir bayram havası esmiş. Aras’ın ektiği mısırlar boy vermiş, patatesler toprağın altında gizli hazineler gibi büyümüş.

Kimyasal ilaç yokmuş, hormon yokmuş; sadece güneş, Atlas’ın koruduğu su ve Aras’ın emeği varmış.

Yaz sonuna doğru hasat zamanı gelmiş. İşte o zaman sahneye Mira çıkmış. Aras’ın tarladan getirdiği o mis kokulu domatesleri, kıtır kıtır salatalıkları, şifalı otları devralmış. Mira, köyün meydanına büyük kazanlar kurmuş. “Sağlıklı yaşam, sağlıklı gıdayla başlar,” diyerek işe koyulmuş.

Mira, Şavşat’ın meşhur elmalarını güneşte kurutmuş, cips yapmış. Kara lahanadan sarmalar, mısırdan ekmekler, doğal meyvelerden katkısız pestiller, reçeller hazırlamış. Ama Mira’nın işi sadece pişirmek değilmiş; o bu ürünleri paketleyip üzerine “Şavşat’ın Doğal Mucizesi” etiketini yapıştırmış. İnternet üzerinden şehirlere bu ürünleri tanıtmış.

Şehirde yaşayanlar, bu doğal ürünleri gördükçe köylerini, o temiz havayı hatırlamışlar. Mira’nın hazırladığı o şifalı paketler şehirlere ulaştıkça, insanlar “Biz neden betonların arasındayız? Köyümüzde hayat var!” demeye başlamışlar.

Kış kapıya dayandığında, Şavşat beyaza bürünmüş. Beş kafadar, sobanın başında oturup çaylarını yudumlarken kapı çalmış. Gelenler, köyü yıllar önce terk edenlermiş! “Sizin yaptığınızı gördük,” demişler. “Toprağın yeniden bereketlendiğini, suyun korunduğunu, emeğin kıymetlendiğini gördük. Biz de geri dönüyoruz. Toprağımıza sahip çıkacağız.”

Sarıkız gülümsemiş, Atlas su bardağını havaya kaldırmış, Aras traktörünün anahtarını okşamış, Bulut pencereden yağan karı izlemiş, Mira ise misafirlere taze fırından çıkardığı mısır ekmeğini ikram etmiş.

Bir yılın sonunda beş kafadar anlamış ki; asıl macera gidilen yol değil, o yolda yeşertilen umutmuş. Şavşat’ta başlattıkları bu organik tarım ve köye dönüş hareketi, dilden dile dolaşan bir masala dönüşmüş.

Ve gökten üç elma düşmüş: Biri doğayı koruyan Atlas ve Bulut’a, biri toprağı işleyen Aras ve Sarıkız’a, diğeri de sağlıklı lezzetler sunan Mira’ya…

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…

Son İçerikler

İlgili İçerikler

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz