Sarıkız, annesinin köyüne varmıştı. 2096 rakımlı bu köyde Güneş, batmak üzereyken gökyüzünü turuncunun ve morun en güzel tonlarına boyuyordu. Sarıkız, Yengesi Nuran ile köyün yamacındaki su deposunun yanında oturmuş, serin rüzgarın fısıltıları eşliğinde tatlı bir sohbete dalmışlardı. Huzur dolu anlar, anılarını tazeleyen gülüşmelerle geçiyordu.
Tam karşılarındaki dağın zirvesinden aniden bir ışık kümesi yükselmeye başladı. Sarıkız’ın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. “Yenge, o da ne?” diye fısıldadı. O dağın orada bilinen bir yol yoktu, hiçbir araç çıkamazdı. Bu büyük, parlayan şey neyin nesiydi? Işık giderek daha hızlı yaklaşıyor, büyüyor ve Sarıkız’ın içindeki merakı doruklara çıkarıyordu. Sanki kadim bir sır, perdenin arkasından yavaşça beliriyordu.
Işık kümesi o kadar büyüdü ki, tüm vadiyi aydınlatmaya başladı. Sarıkız, nefesini tutmuş, olacakları bekliyordu. Ve işte o an! Işık kümesi, tüm ihtişamıyla gökyüzüne yayıldı ve anlaşıldı ki bu, bir ışık kümesi değil, eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir Aydı! Hayatında hiç bu kadar büyük, bu kadar parlak bir Ay görmemişti. Adeta gökyüzüne asılmış, kocaman bir tepsi gibiydi ve çevresine olağanüstü bir ışık saçıyordu. Aynı anda, güneşin son ışıkları tepenin ardından kaybolmak üzereydi, sanki Ay’a sahneyi bırakır gibiydi.

Bu, kelimelerle tarif edilemez bir görüntüydü. Gökyüzünde hem batan güneşin kızıl vedası hem de doğan Ay’ın gümüşi ihtişamı aynı anda sergileniyordu. Bu mistik an, Sarıkız’ın içine doğanın muhteşemliğiyle dolu bir huzur yaydı. Sanki zaman durmuş, evrenin nefesi bu an için kesilmişti. Ruhunun derinliklerinde, kadim bilgeliklerin fısıltılarını duyar gibi oldu.
“Eğer bir daha gelirsem,” diye düşündü Sarıkız, gözleri hala Ay’ın büyüleyici parlaklığında, “Kesinlikle bu tarihte gelip bu görüntüyü fotoğraflamalı, hatta kamerayla çekmeliyim.” Ama aslında biliyordu ki, hiçbir fotoğraf ya da video bu anın ruhunu, bu mistik deneyimi tam anlamıyla yansıtamazdı. Bu, sadece kalbinde ve ruhunda taşıyabileceği, eşsiz bir anı olarak kalacaktı. Ay’ın büyülü ışığı altında, Sarıkız ve Yengesi doğanın sırlarına bir anlığına tanıklık etmişlerdi.
