Home Masallar Geliyor, Geliyor, Köye Elektrik Geliyor!

Geliyor, Geliyor, Köye Elektrik Geliyor!

0
10

Bana masalları yazdıran benim çocukluğum, bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Kalemimin ucundaki her kahraman o zamanlardan kalma birer dost sanki. Ya kendi yaşadıklarımın izi, ya gözlemlerimin tortusu, ya amcamın masallarındaki o zengin renkler, ya da okuduğum kitapların fısıltısı… Ama en çok da hayal gücümün sınırlarını zorladığım, bir çekirdeğin içinde ormanlar gördüğüm o çocukluk yıllarım benim ilham kaynağım. İşte yine o yılların kapısı aralandı ve kendimi bir masalın kalbinde buluverdim…

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal iken, pireler berber iken… Kaf Dağı’nın ardında değil ama dumanı eksilmeyen yüce dağların tepesinde, bulutların komşusu bir yayla varmış. Bu yayla öyle bir yermiş ki; sarı çiçekli yemlikler birer altın külçesi gibi topraktan fışkırır, boyu çocukları aşan otlar rüzgârla sanki dev bir denizin dalgaları gibi hışırdarmış. İki köyün sınırını çizen ince gümüş bir dere, gece gündüz kayalara ninni söyler; 

kuzuların meleşmesi kuşların şarkısına karışırmış. Burası bir rüya alemiymiş, zamanın durduğu bir tılsımlı bahçeymiş.

Bu yaylada, şehirlerin gürültüsünden uzak, yıldızlara elini uzatsan tutacakmışsın gibi yakın bir çocuk yaşarmış. O çocuk, yaz güneşinin altında bu masal diyarının tadını çıkarırken, bir gün ufukta toz bulutları belirmiş. Rüzgâr kanatlı atların sırtında, delikanlılar müjde getirmişler uzaklardan:
— “Duyduk duymadık demeyin! Karanlık devri bitiyor, dağların kalbinden ‘Işık Sultan’ geliyor!”

Meğer köye “elektrik” denen o gizemli güç geliyormuş. Yaylanın büyükleri, genç kızları, allı pullu fistanlarını giymiş ablaları; bu mucizeyi karşılamak için bayram yerine gider gibi yollara düşmüşler. O güne kadar geceleri sadece kandillerin titrek aleviyle, lüküslerin cılız ışığıyla aydınlanan köylüler için bu, bir efsanenin gerçeğe dönüşmesiymiş.

Derken, köyün meydanında büyük bir şenlik başlamış. Davullar öyle bir vurmuş ki yer gök inlemiş, zurnalar nefesiyle dağların yankısını çağırmış. Kurbanlar kesilmiş, halaylar çekilmiş. 

Ve o büyük an gelmiş çatmış…

Bir el, duvardaki küçük, sihirli bir şartele dokunuvermiş. O an sanki gökyüzünden binlerce yıldız yere inmiş! Kandillerin isli ışığına alışmış gözler, bu muazzam aydınlık karşısında kamaşmış. Sadece bir parmak hareketiyle karanlığın yenilmesi, köylüler için masallardaki sihirli asanın dokunuşu gibiymiş.

Şehirli çocuk ise tüm bu olanları bir kayanın üzerinden, biraz şaşkın biraz da tebessümle izliyormuş. Onun için her gün kullandığı, sıradan olan o “ışık”, burada bir mucizenin ta kendisiymiş. O an anlamış ki; her yeni keşif, ona ilk kez dokunan yürek için dünyanın en büyük tılsımıdır. Teknolojinin soğuk dişlileri, bir insanın hayret dolu bakışında dünyanın en sıcak masalına dönüşebilirmiş.

Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı hatırlayanın başına, biri o ışığı ilk kez gören o saf yüreklere, biri de masallarını çocukluğunun o renkli bahçesinden toplayan tüm hayalperestlere…

No comments

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here